Mutlu Olmak İçin İhtiyaç Olan Nedir


‘’İnsan yalnızca dertlerini saymaktan hoşlanır, mutluluklarını ise saymaz’’  bu kışkırtıcı cümlenin sahibi Dostoyevski bana göre oldukça haklı.

Kendisinin mutsuz olduğunu söyleyen çok insanla karşılaşıyorum. Zihinlerine pelesenk olmuş ‘mutluluk’ kalıbına giremedikleri an mutsuz olduklarını düşünüyorlar.  Mutlu olabilme ihtimali onlara inandırıcı gelmiyor.

Maalesef bizler büyütülürken, mutluluğun başarılarla elde edilebileceği öğretildi. Umut ve mutluluğun kipi ‘’Ah bir zengin olsam!’’ diye söylenildi. Bu nedenle, daha fazla para kazanmak, daha yüksek mevkilere terfi etmek, sanki mutluluğu da beraberinde getirecek algısına sebep oldu.


The Beatles’ın ‘’Can’t Buy Me Love’’ şarkısında ki gibi, mutluluğu para getirmez. Mesleki başarılar da kalıcı mutluluk getirmez. The Happiness Advantage ( Mutluluk Avantajları) kitabı yazarı Shawn Achor’un yaptığı çalışmalara göre, mutluluğu arttırmak insanların kendi ellerinde. Gün sonunda minnet duyulan üç durum yazmak, etrafındaki birisine olumlu mesaj vermek minvalinde alışkanlıklar edinilirse, altı ayın sonunda mutluluk seviyeniz artacaktır.

Olumlu bilince sahip olanlar hayatın her alanında daha yüksek performans gösterirler. Bir konuya olumlu bakabilmek, işin başından insanı başarıya ulaştıracaktır.

Achor’un araştırmaları, olumlu bakış açısı ve mutluluğun iş performansı üzerine etkisinin çarpıcı boyutta olduğunu gösteriyor. ‘’Olumlu yaklaşıma sahip çalışanların performansı, olumsuzların en az yüzde 30 üzerinde seyrediyor. Bu tip insanların enerji seviyeleri, satış sonuçları yükselirken işten ayrılma oranlarıyla sağlık harcamaları düşüyor. Olumlu davranışa ve bakış açısına sahip doktorların, doğru teşhis koyma oranları bile yüzde 50 yükseliyor. Olumlu yaklaşım, başarının en kesin ön habercisidir”

Yue Minjun

Pozitif perspektif sadece iş yaşamımızda değil, hayatın her noktasında bizleri mutluluğa ulaştıracaktır. Şair Sezai Karakoç, masalların tembel olarak bizlere sunduğu ağustos böceğini farklı betimleyerek, olumlu bakış açısı hakkında nefis bir örnek vermiştir.

‘’Ey masalcı adam iftira ettin sen
Bu harikalar harikası böceğe
Onu suçladın tembellikle
En çalışkan onu görüyorum ben
Hiç bir karşılık beklemeden
Yazı ağustosu çamı çınarı
Tanıtıyor bize yazı ağustosu çamı ve çınar’’


Pozitif yaklaşım ve mutluluğu kalıcı hale getirmek, başarıları da beraberinde getirecektir. Önemli olan bu gönenç avantajlardan ne kadar yararlanabilecek olmamızdır.

Eren Akarvardar



KAYNAKÇA

Achor, S. (2010). The Happiness Advantage: The Seven Principles of Positive Psychology. New York: Crown Business

 

Şahin, Özgür. (2010, 10 Kasım.) Olumlu bakış açısı nasıl geliştirilir? http://www.kendinigelistir.com/olumlu-bakis-acisi-nasil-gelistirilir/

Kaygılarım

     Biliyor musunuz neyi fark ettim; bizi kaygılarımız (siz buna endişe veya korku da diyebilirsiniz) yönetiyor. Ne çok kaygım olduğunu da maalesef 50 yaşıma yaklaşırken fark etmiş olmanın kaygısından ise size hiç bahsetmeyeceğim. 

     Okul yıllarım, notlar ve sınıf geçme kaygıları ile geçti. Sonra kızlara kötü görünmek, belki diğerlerinin gözünde küçük düşmek derken üniversitede hangi bölüme girebileceğim konusunda endişelenmeye başladım. Derslerimi geçme kaygım sona doğru iş bulma kaygıma dönüştü. Bu kişi doğru kişi mi kaygım evlilik endişeme, evin sorumlulukları, işimi kaybetme, başarısız olma kaygılarıma, bebeğimiz ile ilgili babalık kaygılarım da sağlığı ve geleceği endişelerime oğul verdi. 

     Başka ülkeye yerleşmekten korktum, kızım ne yapar oralarda, arkadaşları var burada dedim, ailem için endişelendim, arkadaşlarımı, dostlarımı kaybetmekten kaygılandım. Sonra işimi kurdum, başaramamaktan korktum, eşimi mutsuz etmekten, taksitlerimi ödeyememekten. Müşterilerimi kaybetmekten korktum, yenilerini bulamamaktan, eskimekten, emeklilikten... 

     Bakıyorum ki nerdeyse her mücadelem aslında bir kaygımdan kaynaklanmış. Ne çok 'bir de şunu atlatalım, bir de şu işi halledersek, şunu yaptı mıydık tamam' cümlesi var hayatımda. Hepsinin tek tek üstünden gelmeyi başardım. Kötü not aldığım gün de oldu, hüsrana uğradığım da; işimi kaybettiğim de oldu, sevdiğimi kaybettiğim de. Neyse ki hiç yüzüm kara çıkmadığı gibi nihayetinde iyi sonuçlar aldım ve bugünlere ulaştım.

     Şimdi yazarken düşünüyorum da daha buraya yazamadıklarımla birlikte bütün bu kaygılarla zaman nasıl geçmiş, ben nasıl hala koşuyorum diye. Spencer Johnson çok satan ‘Peynirimi Kim Kaptı’ isimli kitabında ne güzel soruyor; ‘Korkmasaydın ne yapardın?’ Sonra bir sonraki soru geldi aklıma 'neden'; neden bu kaygılar, endişeler, neden bu kadar zorlamak. Sonra sorular izledi bir birini...
     Çünkü ''başarmak güzeldi'' dedim. O haza değmez miydi ?
     
     Kendi kendime, ''hedefi de sen koyuyorsan başarı nedir ki, bir diğer kaygın değil mi? ''diye sordum 

     Hedefleri düşük mü tutalım o zaman, bu çaba gereksiz mi?



     
       Hayır, ben olduğum yeri, eşimi, çocuklarımı, işimi, yaşam biçimimi, kısacası hayatımı seviyorum.

       Sonra bazı yeni kararlar aldım.

  Birincisi çocuklarımı artık kaygılarla büyütmeyeceğim. Benden, öğretmenden, kaybetmekten korkmasınlar; sevdikleri ve istedikleri için yapsınlar ve hep denesinler.

     Biliyorum ki kaygılar hep olacak. Dün nasıl ki korktuğumda annemin ya da babamın sevgisi, en endişeli anımda eşimin veya çocuklarımın bir dokunuşu beni rahatlatıyordu, o halde kaygının ilacı sevgi olmalı. Hayatı, insanları, getirdikleri sürprizleri sevmek, hepsini bir bütünün parçası olarak bizi daha ‘iyi’ olmaya götürecek öğrenme fırsatları olarak kucaklamak, çevremize, yaşadıklarımıza ve yaptıklarımıza o muhteşem dokunuşlarla sunulan bir parça şefkat eklemek yaşamlarımızı yeni boyutlara taşımaz mı gerçekten ?

    ‘İyi' liderler dendiğinde nasıl ki aklımıza gelen isimler hep sevgi ile insanlara hizmet ve yardım için koşanlar, ben de bu amaç için var olmalıyım. Çocuklarımın kaygılarını dindirirken yarını konusunda endişelenen bir kişiye dokunabilmek, eşimi rahatlatırken zordaki bir dostuma çözüm üretebilmek, bir çalışanımın ufkunu açarken bir danışanımın sahip olduğu potansiyeli fark etmesine yardım edebilmek aslında istendiğinde ne kadar kolay olabilir, öyle değil mi.
   
   Mademki hayatın her alnında liderlik diyoruz, yarın ne kadar iyi bir lider olduğumuzu oluşturduğumuz gücün büyüklüğü değil, ne kadar hizmet ve özveride bulunduğumuz gösterecektir. Kaygısız yarınlarınızda sevgi ile kalın. 

Eren İkiz


Resim 1 : Army Poster Print by Tommy Ingberg


  

Maymunlar Kimde?




Hızla içeri girdi ve söylenmeye başladı;
- Bunca işin arasında bir de yeni rapor çıktı. Daha dün kampanya mesajı gelmişti, hangi birine yetişeceğiz bilmiyorum. Sonra yanındaki yönetmene döndü;
- Bu hafta bizim kızı hiç göremedim. Nereye kadar bilmiyorum, hep daha fazlası.

     Müdür olalı henüz 7 ay olmuştu ama kendisini 7 yıllık müdür gibi hissediyordu. Buraya gelmek için çok çabalamış, assessment süreçlerine katılmış, eğitimler almış, mülakatlara girmiş, uzunca bir süre de beklemişti. Ne kadar sevinmişti atama mesajı gelince. Ertesi gün arabanın anahtarlarını aldıktan sonra mahalleye gelişini dün gibi hatırlıyordu. Pazartesi başlıyorsun demişlerdi. Ama ne başlama... O günden beri bir türlü ailecek ağız tadıyla bir araya gelemediklerini düşündü. Yaz tatilini de es geçmişler, hanımla kızı kayınpederin yazlığına göndermişti.

   Yeni personeli anlamak mümkün değil diye geçirdi içinden. Biz sorumluluklarımızı bilirdik. Şimdikilere işi veriyorum, sonuç alamıyorum, umurlarında değil. Sürekli takip etmezsem hata çıkıyor, eksik kalıyor. Bu adamlarla nasıl ilerlerim ben ?
- Yemeğe çıkacak mısınız müdürüm?
- Şu göbeğe bak, 7 ayda obez oldum. Zaten bir sürü iş var, bana 1,5 dürüm söyleyin olur mu? Bir de büyük ayran.

Telefon çaldığında arayan müdürlük eğitimlerini birlikte aldığı arkadaşıydı. Terfileri de aynı gün açıklanmıştı.
- Tertip, na’aber?
- İyidir, ya sen?
- İyi diyelim, nasıl olsun, koştur dur, iyice çivisi çıktı bu işin !
- Sen böyle konuşmazdın?
- Bilmiyormuş gibi sorma,  mesaiden, çalışmaktan yoruldum, telefon hiç susmuyor, hedefleri tutturacağız diye insanlıktan çıktık valla!
- Ben de Cumartesi sabahı hep beraber çoluk çocuk kahvaltı edelim diyecektim. 
- Ne kahvaltısı biz çalışıyoruz. Senin haftaya üst yönetim gözden geçirmen yok  mu?
- Var, olmaz mı?  Bizim hazırlığı bu defa Nedim yapıyor.
- Nedim mi? Üst yönetim gözden geçirmesini hem de, yok artık.
- Ne var ki bunda; geçen dönem de Zeynep hazırlamıştı.
- Nasıl güveniyorsun bu adamlara, ya hata çıkarsa?
- Orası kolay; 2 ay denedim, aramızda eğitim yaptık. O dönem biraz yoruldum tabii. 3. ay birlikte yapmaya başladık. Sonra Zeynep’in hazır olduğunu düşündüm, ondan istedim. Çok da istekliydi.
- Nasıl olur, hem de yönetim raporunu. Ben de verebilsem senin gibi kahvaltıya giderim tabii. Evdekileri göremiyoruz biz.
- Delege etmeyi neden denemiyorsun. Bırak herkes kendi maymununun sorumluluğunu üstlensin. Yoksa tüm maymunlar senin sırtında kalır.
- Nasıl yaparım bilemiyorum, henüz hazır değiller.
- Annene sorsan sen de henüz hazır değilsin. Önce yetiştireceksin elbet.


                          Bilgi, beceri seviyesini yeterli düzeye taşı


- Sonra kendi hazırlığını yap, doğru kişiyi seç, neden bu ilave işi yapması gerektiğini anlat, yaparsa ne kazanacağını, yapmazsa ne kaybedebileceğini; fırsatı göster.


                     Amacı ortay koy; bunun içinde, senin için ne var?   

- Bak bir sorun çıkarsa başına ekşirim haberin olsun.
   Hafta Sonu söylene söylene dönem raporunu hazırladı. O çalışırken ailesi ile kaçırdıkları güzel anların hayalini kurdu. Arkadaşı yaz tatilini yapmış, çocuklarının yıl sonu gösterilerine katılmış, bayramda küçük bir kaçamağa vakit bulmuş, en ilginç tarafı ise tüm bunlara rağmen toplam performansta kendi ekibini neredeyse ikiye katlamıştı. Şanslı adam diye geçirdi içinden, bütün iyi adamları kaptı tabii. Diğer taraftan söyleneni denemeye kararlıydı. Tüm çabasına karşın ‘biraz değişiklik’ istemişti genel müdür yardımcısı, ‘ rakamlar aşağı bakıyor artık; rapor 7 aydır nerdeyse aynı...

   Ertesi gün hemen işe koyuldu. Ekibi toplayıp raporu onlarla paylaştı.  Ardından bir sonraki toplantıya birlikte hazırlanacaklarını söyledi.  Yüzlerindeki şaşkınlık görülmeye değerdi. Her hafta yaptıkları toplantılarda 10 dakikayı bu konuya ayırma kararı aldılar. Ayrıca son hafta Cuma, Cumartesi de birlikte çalışmak üzere sözleştiler.

   Daha 2. toplantıda içerikle ilgili güzel bir öneri geldi. Rakamlar ay sonu gelmeden adım adım toplandı. Son Cuma akşamı da başarılı bir toplantı ile hazırlıkları son aşamaya getirdiler. Kısmet midir nedir, son ay rakamlar da daha iyi gidiyordu. Gözden geçirme görüşmesi uzun zamandır ilk defa daha iyi geçti.
   Ekibi tekrar toplayıp durumu anlattı ve yeni dönem için birlikte plan yaptılar. Metin toplantılarda önemli katkı sağlayıp sürekli rapora ilaveler yapıyordu. Hatta son hafta sonu sabah erken gelip çalışmanın önemli kısmını tamamlamıştı bile. Sonraki toplantının ardından ilk raporu Metin’den beklediğini söyledi. Metin bu görevi hayalini kurduğu terfi için önemli bir gelişme olarak değerlendirmişti. Son Cuma akşamı nihai raporun üzerinden bir son kontrol üzerinde anlaştılar. Üzerinden bir yük kalkmış gibiydi. Akşam ailecek uzun zamandır birlikte gidemedikleri balık lokantasında keyfine diyecek yoktu doğrusu.

   Gözden geçirme öncesi son Cuma akşamı her zamanki gibi toplandılar. Metin’in hazırladığı raporu heyecanla bekliyordu, daha da çok Cumartesi günü ailecek ‘tertip’ ile yapacakları kahvaltıyı... Metin gururla raporunu anlattı. Toplamda 10 dakikada bitmişti. Gördüğü eksikliklerden dehşete düşmüştü. Bu raporla üst yönetimin önüne çıkması mümkün değildi. İyi ki bu toplantıyı koymuşum diye düşündü, hafta sonum gitti dedi, tabii yarın katılacakları kahvaltı da...

   Gece geç saate kadar çalıştılar. Söz verilmişti bir kere, sabah evdekileri sahildeki restorana bıraktı, bir çay içmek için içeri girip arkadaşını selamladı;
- Hayrola nedir bu acele.
- Sana uyduk böyle oldu,  delege et demiştin, beceriksiz  eline yüzüne bulaştırdı.
- Sen eksik delegasyon yapmış olmayasın?
- Nasıl yani?
- Beklentilerini, yapacağın kontrolleri, verdiğin yetkiyi net olarak tanımladın mı?
- Hayır.
- O zaman kızdığın nedir? Rapor yaz cumaya yetişsin dedin, o da yazıp yetiştirdi.

Beklenen sonuç, hedef veya istenen çıktı nedir, anlat.
Tarih ver.
Karar noktalarını, yetkisini netleştir.
Ara değerlendirme ve kontrol sürecini netleştir.


- Neden baştan söylemedin?
- Sorduğunu hatırlamıyorum. Zaten sorunu kendin görmen gerekiyordu !
Söylene söylene ofise gitti. Geç vakte kadar çalıştılar. Metin çok üzgündü. ‘Üzülme’ dedi çıkmadan, ‘tam olarak ne beklediğimi anlatmadım sana’.
   Pazartesi toplantı sonrasında artık geleneksel olduğu üzere kendi ekibini topladı, üst yönetimin görüşlerini iletti.
- Metin bu aylık raporu da senden istiyorum.
- Ama nasıl olur?
- Çok iyi olur. Bu defa farklı bir yol izleyeceğiz. Raporu 3 bölüm halinde hazırlamanı istiyorum. Geçen ayın değerlendirmesi, bu ay yapılanlar, gelecek ayın planları. Rapora mutlaka kendi ismini de yaz lütfen. Üst yönetimin görmesini istiyorum. Artık senin de zamanın geliyor. Her bölümün sonunda Cuma akşamları hazırlığını birlikte gözden geçireceğiz. Son Cuma akşamı da 3 haftayı toplayıp çıkan nihai raporu değerlendireceğiz. Yapabileceğini biliyorum. Sana biraz sonra e-mail ile istenen sunum ajandasını da iletiyor olacağım. Göreyim seni.

Rene Magritte
   


   3 hafta Cuma’ları yaptıklarını gözden geçirdiler Metin’in. Doğrusu hazırlığın başarısının ötesinde Metin’in heyecanı da görülmeye değerdi. Tüm haftaya yayıldı bu enerji. Rakamları daha da başarılıydı. Son Cuma akşamını iple çekiyordu. Aslında korkmuyor da değildi. Ancak bu defa harika bir rapor bekliyordu kendisini.  Neden dedi kendi kendine, neden bunu evde de uygulamayayım?

   Sabah müdür arkadaşı ile küçük kafede kahvaltı için buluştular. Hemen arkadaşına mesaj gönderip katılamadığı kahvaltı için telafi önermişti. Yaptıklarını ve elde ettikleri başarılı sonuçları anlattı.
- Her şeyi bu şekilde delege ediyor musun Allah aşkına?
- Neredeyse.
- Şaşırdım doğrusu, etmediklerin neler?
- Öncelikle hızlı karar alıp yönlendirmem gereken zamanlar oluyor; örneğin krizler. Sonra koçluk etmem gereken durumlarda da delegasyonu kullanmıyorum. Tabii performans değerlendirmeleri, geri bildirimler, motivasyon,  özlük işleri ve nihai kararları delege etmiyorum. Son olarak gideceğimiz yön ile ilgili konularda görüş alsam da kararı ben veriyorum.
- İlginç ama mantığını görebiliyorum. Delegasyon için öncelikle yetkin ve istekli personel gerekli sanırım.
- Kesinlikle.
- Sonra temel prensipler, nihai kararlar, büyük resim, dış çerçeve, kişisel performans gibi üst seviye konuları delege etmiyorsun.
- Delege ederken de beklenen sonuçları, zamanlamayı, takip sürecini, yetkisini, ona katkısını anlatıyorsun ve motive ediyorsun.
- Tamamen.
- İşler yolunda gitmezse koçluk ve doğru sorular ile çözüme ortak ederken öğrenmesini sağlıyorsun. Ancak nasıl yapacağı detayına temel konular dışında girmiyorsun.
- Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı olabilir. Kişinin yöntemine karışırsak delegasyon olmaz, yaratıcılık gelişmez, sonuçta da fark yaratılamaz.
- Çok riskli aslında.
- Risk hep var. Delegasyon başkasının katladığı paraşütle uçaktan atlamak olarak tanımlanabilir. Ancak yapmamanın riski ve uzun dönem maliyeti çok daha yüksek. 
X
                                                                      

Delegasyon


   Yönetime geçen çalışanların gözlemlerimize göre ilk tepkilerinin, iyi bildikleri işleri yapmaya devam ederek kendilerinden beklenen sonuçları üretmeye çalışmak olduğunu görüyoruz. Bu süreçte sadece tüm önemli karar ve görevleri üslenmekle kalmıyorlar, kısa vadede sonuç üretmeyi de başarabiliyorlar. Diğer taraftan bu şekilde çalışma alışkanlığı edinen çalışanlarının, işe ve sonuçlara karşı sorumluluk hissedip işi sahiplenmelerini de engellemiş oluyorlar. Bu şekilde bir süre birlikte çalıştıkları zaman çalışanlar artık yeni durumu kabullenirken, yönetici de artık bu durumu değiştirme şansı bulamıyor.

    Bu durumu aşmanın yolu ise etkin delegasyon yapabilmekten geçiyor.  Delegasyon kendi görev tanımımızdaki işleri, sorumluluk bizde kalmak kaydı ile, yetkisi ile birlikte, yetkin astlarımıza aktarmaktır. Başka bir deyişle delegasyon, başkasının katladığı paraşütle uçaktan atlamaktır. Tanım böyle olunca işin zorluğu kendiliğinden ortaya çıkıyor. Zira yetkilerimizi delege etmeliyiz ancak sorumluluklarımızı delege edemeyiz.

   Doğaldır ki yapmamızı engelleyen bir dizi engel ve mazerete karşın delegasyonu doğru yapabilmek için bazı gereksinimler bulunuyor. Öncelikle delegasyonu yapmadan önce bazı ön şartları sağlamak zorundayız. Bunları kısaca gözden geçirecek olursak;


-         Yeterli çalışan; En önemli ön koşullardan birisi delege edeceğimiz çalışanın verilecek görevi yerine getirecek yeterlilikte olmasıdır. Zaman zaman yöneticilerimiz ‘yaparsa öğrenir’ yaklaşımı ile yetersiz kişilere delegasyon yapabilmektedir. Bu yaklaşım ile gerçekten ‘eğer yaparsa’ bu bir öğrenme fırsatı olurken yapamama ihtimali yapma ihtimalinin kat kat üstündedir. Bu durumda da aslında nihai sorumluluk üzerimizde olduğundan öncelikle biz zarar görürken çalışanın özgüveni zedelenmekte, aslında herkes kaybetmektedir. Unutmayın ki hiç araba kullanmamış çocuğunuza arabanızı verip git öğren demezsiniz.
-         İstekli çalışan; Çalışanın yeterliliği dışında isteği de diğer önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Aksi taktirde bu delegasyon olmaktan ‘üstünün pasladığı angaryayı yerine getirmek’ oluyor. Konu delegasyon olduğunda mutabakat önemli bir bileşen olarak süreci destekliyor. Mutabakat sağlamak için de hedefi netleştirmek, büyük resimdeki yerini göstermek, yapıldığı durumda ne elde edebileceğini görmesini sağlamak iyi bir başlangıç olabilir.

Hemen ardından kişiye delegasyonu yaparken de bir dizi adımı tamamlamamız gerekli.

-         Beklenen sonuç nedir; Çalışanımıza delegasyonun sonucunda ulaşmasını istediğimiz hedefi en kısa ve açık şekilde anlatmalıyız ki aklında herhangi bir tereddüt veya belirsizlik kalmasın. Belirsizliklerin iki olumsuz probleme sebep olacağını unutmayın; Çalışanın kendi varsayımlarına göre hareket etmesi veya belirsizlik sebebi ile paralize olması. Her iki durumu da istemezsiniz değil mi?
-         Tarih; Çıktıyı ne zaman istiyorsunuz net olarak ifade edin. Unutmayın söz konusu çıktı aslında sizin çıktınız.
-         Yetkisi nedir; İşi sonuçlandırabilmek için hangi şartlarda karar alabilir, inisiyatif kullanabilir, kurallar koyabilir, hangilerinde bunları yapamaz net olarak ifade ediniz. Unutmayın ki yetkisiz delegasyon angaryadan öteye gidemez. Bu noktada uyması gereken kuralları, kurumsal kısıtlama ve kuralları da hatırlatmanızda fayda var.
-         Takip nasıl olacak; İş bitene kadar ne olup bittiğinden bihaber beklemeye ne dersiniz? Pek akıllıca değil, değil mi? O zaman sık sık soralım, izleyelim, araya diğer çalışanları sokarak bilgi toplayalım, buna ne dersiniz? Bu da kulağa hoş gelmiyor, değil mi?

o   İlk kural mutlaka bir takip sistematiği olmalı. Takip eğer çok yakın olur ise çalışan güvenmediğinizi düşünür, zaten delege etmenin de bir anlamı kalmaz. Takip eğer çok gevşek olur ise habersiz kalırsınız ve olası bir probleme müdahale şansınızı kaybedersiniz. O halde dengeli bir takip sistematiği gerekli.
o     İkinci kural pek çok yöneticimizin çok sevdiği ‘fark ettirmeden takip’ yönteminden bir an evvel vazgeçmenizdir. ‘Hava yağacak galiba, ne oldu bizim rapor’  diyerek size yaklaşan bir yöneticinizin asıl niyetini hiç anlamadığınız oldu mu sizin? Çalışanlarınızın da olmadı. Bu durum güven ortamını zedelemektedir ve uzak durmak gerekir.
o   O halde yapılması gereken ne takip edilecek, ne zaman takip edilecek, nasıl takip edilecek en baştan kendisi ile belirleyip bu plana sadık kalarak, şeffaf ve sistematik bir takip yöntemi izlemektir.

İşler yolunda gidiyor ise yapılması gereken basit; abartmadan gelişim ve çabayı takdir etmek, sonuçları yapan kişinin paylaşabileceği, isminin kullanıldığı bir yöntem bulmak.

İşler yolunda gitmez ise yapılması gereken etkin bir koçluktan başka bir şey değildir. Yetkin ve istekli bir çalışan ile oluşturduğunuz güven ortamını bozmadan soracağınız açık uçlu sorular ile kendisinin problemin kaynağını ve çözümü bulması için desteklemeniz gereklidir. Eğer bu şekilde çözümü kendisi bulamıyorsa, zaten delegasyonu doğru yeterlilikteki çalışana yapmadınız demektir ve o an itibarı ile delegasyon bitmiştir. Çözüm konusunda yönlendirip işin içine daha fazla girmeniz, destek sağlamanız ve bir sonraki delegasyona yetiştirmek için çalışmanız gerekir.

Eğer yine ilerleme sağlayamıyorsanız sizin daha derin bir mutabakat sorununuz var demektir. İste yaratmak, motivasyonu sağlamak ve sonuçta güven ortamı yaratmak konusunda ivedilikle atmanız gereken adımlar olduğunu söyleyebiliriz.


Etkin Delegasyon için;

1- Ön Hazırlık Yap
·        Bilgi, beceri ve istek seviyesini yeterli düzeye taşı,
·        Amacı ortay koy, bunun içinde, onun için ne var, planla.
2- Çerçeveyi çiz
·        Beklenen sonuç, hedef veya istenen çıktıyı anlat,
·        Tarih ver,
·        Karar ve yetkisini netleştir, önemi açıkla,
·        Ara takip ve kontrol sürecini, tarihlerini netleştir.


















Diğer taraftan tüm zorluk ve riskine karşın ‘Neden delege etmeliyiz’ sorusunu cevabı oldukça uzun olabilir;

·        Zaman yönetiminde etkinlik.
·        Büyük resme odaklanıp stratejik planlama yapabilmek.
·        Büyük resmi çalışanların görmesini sağlamak.
·        Güven ortamını pekiştirmek, çalışanların özgüvenlerini geliştirmek.
·        Çözüme ekibi ortak etmek, bu sayede yaratıcılık ve fark yaratmak.
·        Toplam performansı artırmak.
·        Sorumluluk hissetmelerini sağlamak, kararlara ortak etmek...
Daha ne bekliyorsunuz. Kendi endişelerinizin doğruların önüne geçmesine seyirci mi kalacaksınız?


Eren İkiz






Kim bu Profesyonel Koç?



‘Ormana gittim. Çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmek için...’
                                                          
                                                                                              Henry David Thoreau



Ömrümüz anlam arayarak geçiyor. Oysaki yaşamımızın anlamını ancak kendimiz yaratabiliriz.

Uzayda boşluğa bağıran birinin sesi duyulmaz; sesin duyulabilmesi için havadaki moleküllerin titreşmesi gerekir. Sesin taşınacağı bir ortama ihtiyaç vardır. İşte koç bu noktada hava rolünü oynar, seslerin kişi tarafından duyulmasını ve nefessiz kalmamasını sağlar. Sesler sözlere dönüşür. Yani koç, danışanına hava olur, nefes olur.

İstediğimizde hepimizin kendini yaratabilme gücü var. Farkındalığımız oluştuğunda, seçim yapmaya başladığımızda ve kendimize güvendiğimizde değişim hız kazanır ve eylem haline dönüşür. Farkındalık ile bilinçli değişimleri başlatabiliriz. Kendimize, çevremize ve dünyaya karşı net bir bakış açısı kazanırız. Yargılayandan, öğrenen ve anlayan bir anlayışa yönlenmiş oluruz. Farkındalık oluştuğunda muhtemel olan seçeneklerimizi de keşfeder ve incelemeye başlarız. Bizi ileriye taşıyacak doyuma ulaştıracak, performansımızı arttıracak seçenekler içinden sorumluluğumuzu alır kendi seçimimizi yaparız. Kendimize duyduğumuz güven ile cesaretimizi toplayıp konfor alanımızdan çıktığımızda,  eylem haline dönüştürdüğümüz her ne ise bir süre sonra doğal davranış şeklimiz haline gelmeye başlar.

Farkındalığın odak noktası;

  •          Kim olduğumuz (güçlü yönler, değerler, yaşam amacı),
  •          Ne istediğimiz (anlamlı hedefler oluşturmak),
  •          Nerede olduğumuz (hedefe ilişkin mevcut geçerlilik),
  •          Neyin işe yaradığı ve neyin yaramadığıdır (destekler ve müdahale).


Profesyonel koç bu süreçte güçlü sorularıyla düşündüren, etrafınızı göremediğinizde ya da dengenizi kaybedip düşeceğinizi zannettiğiniz anda sadece destek sağlayan, motive eden samimi, güvenilir bir yol arkadaşıdır. Sizi etkin dinleyen ve takdir eden ancak sizi etkilemeden ve yön vermeden seçtiğiniz yolda, yol almanızı sağlayan kişidir. Farkındalık oluşumunda etkin rol alan, seçimlerimizin ne olduğunu keşfettiren ve kendinize güvenmenizi destekleyendir.



Bu güven hissi, belirli bir işi yapabileceğinizi bilmek değildir. Karşınıza ne çıkarsa çıksın baş edebileceğinizi bilmenin inancıdır. Sizi özgürleştirerek, başkalarının görüş ve sorularına daha açık olmanızı, dürüst ve gerçek iletişim kurmanızı da sağlar.

Kendini tanıma teması, yönetim literatürlerinde gittikçe daha fazla görülmektedir. Önde gelen yönetim guruları, etkin ve sürekliliği olan liderliğin temelinde, kendini tanımanın gerekliliğinden bahsetmektedirler.

Günümüzde, Koç tarzı yaklaşımın temel liderlik özelliklerinden biri olduğu kurumsal firmalarda da artık kabul görmektedir. Bir grubun duygusal tonuna rehberlik etmek için, yeni liderlerin becerilerini artırmada ve etkili performans gösterebilmelerinde koçluk becerilerinin önemi her geçen gün daha da artmaktadır.

Profesyonel Koçluk, önceki dönemlerde iş dünyasında yüksek kademedeki yöneticiler ve yükselen yıldızlar için bir ayrıcalıktı.  Artık değişik kademedeki çalışanlara kişisel gelişim, yüksek motivasyon ve doyurulmuş personelin yüksek performansına yönelik şirketlerin standart yönetim aracıdır. Çoğu şirket şimdilerde koçluk teknik ve araçlarını personeline öğreterek iç koçlar yetiştirmeye ve şirket işi uygulamaya da destek vermektedir.

Yurtdışında meslek olarak kabul gören Profesyonel Koçluk, 2013 yılında Uluslararası Meslek Standartları ile Türkiye’de de "meslek" dalları arasında yerini almıştır.


Damla Kunç Koçman


Referanslar

Yeni Liderler; Daniel Goleman, Richard Boyatzis, Annie McKee, Varlık yayınları 2014

Koaktif Koçluk; Laura Whitworth, Karen Kimsey-House, Henry Kimsey-House, Phillip Sandahl, MediaCat  2013

Profesyonel Koçluk; Nuri Murat Avcı, Umut Ahmet Tarakçı, Park Kitap, Kasım 2014

Liderlik Çarkı, C. Clinton Slide

Resim 1: Osman Hamdi Bey

Resim 2: Shigeo Fukudo